Kalite Kurulu ulusal kalite ajansıdır

Son Güncelleme:

Yükseköğretim Kalite Kurulunun ilk beş yıl için görevini ‘üniversitelerdeki kalite bilincinin artırılması ve kalite güvencesi yapılanmasının yerleşmesi’ olarak tanımladığı anlaşılmaktadır. Üniversitelerin yıllık iç değerlendirme raporlarını hazırlamaları ve beş yılda en az bir kere  bir dış değerlendirmeden geçmeleri, bu değerlendirmenin EUA tipi “dostça değerlendirme” olması, dış değerlendirme sonrası yazılan raporun tonu, içerdiği mesajlar (zayıf yön yerine gelişmeye açık ifadesinin tercih edilmesi gibi), bir dizi öneri üretilmesi dışında yaptırım içermemesi güzel uygulamalardır; yavaş, temkinli bir başlangıç tercih edilmiştir. Kalite güvence farkındalığının, üst yönetimin gündemine girmesi  son derece yerinde olmuştur.

Yükseköğretim Kalite Kurulu’nun ülkeye vereceği en büyük hizmet tüm üniversitelerimizin kendi iç kalite güvence sistemlerini tesis etmelerine aracı olmasıdır. İç kalite güvence sisteminin kurulması üniversitenin kendini tanıması, misyon ve hedeflerini gözden geçirmesi, önceliklerini belirlemesi, tüm bunları yaparken üniversite kamuoyunun katılmasını ve benimsemesini sağlaması (ki süreklilik, istikrar sağlanabilsin) gerekir. Üniversitenin yönetim sistemi, eğitim-öğretim sistemi, araştırma-geliştirme sistemi tasarlanmış olmalıdır ki bunların nasıl değerlendirileceği kurgulansın. Ne yapacağını, nasıl yapacağını bilmeyenler, ölçme ve iyileştirme adımlarını atamaz; atmaya kalksa da kalıcı, kurumsal yarar sağlayamaz. Misyon ve hedefleri sonsuza kadar geçerli olacakmış gibi düşünmek de doğru olmayacaktır. Mevcut koşullar ve mevcut kadrolar ile 10 yıl gibi bir hedefi göze almak, geliştikce revizyonlar yapmak daha gerçekcidir. İç kalite güvence sistemini planlayan ve uygulayan üniversiteler sistemlerinin kontrolü için dış değerlendirme aşamasına geçmelidir. KİDR hazırlama süreci iç kalite güvence sisteminin doğal parçası olmalıdır. Şu anda Kalite Kurulunun talep ettiği bu rapor esasen kurumsal sistem gereği üretiliyor olmalı, yerleşik hale geldiğinde artık merkezi otoriteye sunulması gerekmemelidir. En azından 5 yıl için bu alışkanlığın oturması süresince merkezi kontrolün yararı olacaktır.

Üniversitelerde kalite güvence sistemlerinin etkin çalışması için KİDR ve dış değerlendirme sürecinin yanında kurum üst yönetimlerine kurs/çalıştay tipi eğitimler sunulması, onlara sorularını/sorunlarını tartışabilecekleri ortamlar yaratılması düşünülmelidir (Klemencic, 2017). Dış değerlendirme öncesi KİDR hazırlama sürecinin, dış değerlendirme sonrası iyileştirme adımlarının irdeleneceği fırsatlar, benzer konumdaki kurum temsilcilerinin birbirlerini anlamalarını ve ortak bir hedef için işbirliği yapmalarını kolaylaştıracaktır . Unutulmamalıdır ki kamuoyuna açık geri bildirim raporları hep olumlu tonda, kurumu rencide etmeyecek üslupla, mesajların satır aralarına gizlendiği bir stilde hazırlanır. Bu yaklaşım doğrudur ama bazen deşifre edilmeyi de bekler. Sahadaki uygulayıcılara (siperlerdeki profesörlere!) eğitim organizasyonu görevi Yükseköğretim Kalite Kuruluna düşmektedir.

Ulusal ajans sorumluluğu giderek Kalite Kuruluna daha zor görevler yükleyecektir. Sadece tavsiyeler üretmek bir süre sonra yetmeyecektir. Çoğunluğun, tavsiyeleri ve ilk beş yıllık sürecin geliştirdiği uyarıları dikkate alarak etkin kalite güvence sistemleri geliştirdikleri düşünülse bile ülke standartlarının çok altında kalan kurumların olması kaçınılmazdır. İlk soru, ülke standartları nelerdir? İkincisi ise, altında kalanlara ne yapılacağıdır. Bu hususların şimdiden konuşulup, geliştirilmesi; son anda sürprizler yapılmaması beklenir. Ulusal kalite ajansının bir müddet sonra akreditasyon/ başarılı-başarısız ayrımı yapması gündemde olmalıdır. Hiç olmazsa kalite güvence sistemleri aracılığı ile kurumlara farklı payeleri vermek ve kamuoyuna bu farklılığı anlatmak gerekecektir.

2015 yılındaki plan çerçevesinde dostça dış değerlendirme süreci devam ederken ilave bir akreditasyon kulvarı açmak da düşünülebilir. Böyle bir akreditasyon uygulamasının belirli ön koşulları olmalıdır. Birinci koşul 2020 yılına kadar kesinlikle sadece talep gelen üniversiteler (hatta ısrarla talep edilmesi durumunda) dikkate alınmalıdır. İkinci husus, akreditasyon talep eden kurumlara ziyaret ve karşılıklı konuşma ile “hazırlıkta yeterlilik” değerlendirmesi yapılmalı, ki nahoş durumlar, prematüre başvurular engellensin. Belki bir beş yıllık sürecte böyle suni bir mekanizma kullanılarak akreditasyonun sadece ödül cephesi kullanılır ve açmazların önüne geçilebilir. Devlet üniversitelerinde akreditasyonun verilmemesinin ne anlama geleceği biraz tartışılmalıdır. Genelde yapılan kurumun kalite güvence sistemi (beş veya altı yılda bir yapılan) akreditasyon/ audit çalışmasında “geçer” not alamazsa, belirli bir (kısa) süre içinde ikinci bir değerlendirmenin yapılması, bunun da başarısız olması durumunda kurumun “genişlemesinin” durdurulmasıdır. Yeni program açma veya sayıca genişleme yetkisi askıya alınır. YÖK’ün buradaki tavrı ve sayıca büyümenin durdurulmasının ödül değil ceza olabilmesi önemlidir.

Dış değerlendirmelerin en zor tarafı deneyimli, tutarlı, aynı/ benzer yaklaşımları/ değerlendirmeleri yapacak, yeterince büyük değerlendirici havuzunun oluşturulmasıdır. İki yıllık uygulamada da aksayan halka kanımca budur. Bunun utanılacak bir yanı da yoktur, zamanla ekipler gelişecektir. Biraz fazla hızlı, iddialı başlandığı söylenebilir, ama şu anda önemli olan mevcut kadronun yoğun eğitilmesi ve devam edecekleri ve yeni davet edilecekleri dikkatli seçmektir. İstek üzerine havuza katılım pek sürdürülebilir bir yaklaşım olmasa gerek. Hakem olarak çalışmanın gerektirdiği emek ve zaman, deneyim ve tutku eksikliği durumunda, sistemi zora sokabilir; hele dostça değerlendirmenin zorunlu uygulamalara/ akreditasyona dönüşmesi durumunda.

Comments are closed.

yükseköğretim yönetimi, sistemleri, geliştirilmesi konularını tanıtan, destekleyen kişisel platform | www.oktemvardar.com

Yukarı ↑